Düşünmek için yola çıkanlarla düşünmemek için yola çıkanlar yürüyüp geçiyorlar yanımdan. Senin bunlardan hangisi olduğunun ne önemi var? Günlerin, güneşin doğup battığı sessiz rotalar üzerinde eziliyor.  Bazen elindeki küçük şişede kalan birkaç yudum suyu batan güneşe mercek yapıyorsun. Güneş yine batmaya devam ediyor fakat böyle olması hüzünlü değil sihirli hissettiriyor. Ya da gün doğarken yatağında değilde dalgaların sınırında ayakta duruyorsun. Güneşin doğuşu  sana yorgunluk değil de zindelik veriyor. Sabit kalan tek gerçek düşüncelerin. Mekanlar, duygular, hisler değişiyor. Kaçtığın ya da yoğunlaştığın düşünceler narsist bir biçimde yanında dolanıyor. Onların cansız olduğu  hatasına kapılmanla birlikte başlanılan bu yolculuklar Dinamik ve şaşırtıcı varlıklarına alışınca belli bir durakta son buluyor. Aslında son bulan yolculuğun değil, farkındalığındaki kör noktalar. Yeni doğan bir bebek kadar savunmasız, masum ve her şeyi denemek isteyen bir dinamizm ve korkunun çelişkisiyle birlikte farkındalığını yaşamaya çalışıyorsun. Yolculuğun sonunda hep hayalini kurduğun bir durağanlık, sabit olma hali vardı.  Durağan olmanın daha zor olduğunu anladığında biraz kıskançlık barındıran bir beğenme ve taktir bakışlarına taşıyor çünkü yolun bıraktığı yorgunluk henüz senin görmen gerekenlere izin vermiyor. İşte, tam da o yorgunluğun başlamasıyla ezilen günlerin yeniden yeşermeye başlıyor.

Sessizce yanından geçip gittiklerin o zaman anlam kazanıyorlar. Önce emekliyor, sonra yürüyor ve koşmaya başlıyorsun. Artık durmak değil gerçekten yolculuğunu sürdürmek istiyorsun. Yolun kenarındaki çiçekleri, dikenleri, kuşların seslerine karışan şehrin gürültüsünü, telefonuna yağan o bildirimlerin arasında sana gerçekten ulaşmaya çalışanların ellerini, iyisiyle kötüsüyle hayatını görüyorsun. Farkındalık göle atılan küçük bir çakıl taşı gibidir. Önce her şey bulanıklaşır, görüntüler birbirine girer. Ardından gelen berraklıkla birlikte göldeki balıkları, kum tanelerini, küçük haşereleri net şekilde görebilirsin. En sonunda kendi yansımanla karşılaşırsın. İşte, tam da ordasın! Uzaklarda aradığın sen, aslında hep gölün üzerindeydin.

Kendi gölünüze atacağınız çakıl taşı tonlarca anıyı, düşünceyi, hissi ve nicelerini taşır. Onu yerden alıp göle atıncaya kadar geçirdiğiniz süreçteki her şey üstünde birikmiş, sizi bekliyor. Korkmayın, çünkü tarih korkanları değil, harekete geçenleri yazar. Tarihe yazılmasanız bile kendi günlüğünüzde sizin kokunuzu, sesinizi ve tınınızı almış kelimeler dans eder. Siz, siz olarak çok güzelsiniz, göle bakın ve kendinize selam verin. Emin olun göldeki yansımanız sizi sevgiyle kucaklayacaktır.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz