Arada bir hatırlatmakta fayda var;
Pazartesi farkında olmadan Salı,
Salı da çarşamba oluyorsa,
Perşembe geldiğinde hafta sonu için geriye sayılıyorsa,
Birinci hafta yerini ikinciye,ikinci üçüncüye,Ocak Şubat’a
Şubat Mart’a derken,
Nisan olduğunda yaz geliyor diye mutlu olunuyorsa,
O zaman günümüzü gün etmiyoruz bence,
Günümüzü yarın ediyoruz…
Günümüzü yarın etmeyi bırakalım da günümüzü yaşayalım.
Herkese keyifli günler dileyerek yazıma başlıyorum.
İnsan doğar,on-on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgah olduğunu fark eder,doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildğini de.
Bu aslında bir histir,bilgi değil.Ve ilk tepkisini verir insan.
Avazı çıktığı kadar bağırarak. Bu çığlık,bir kalabalığın içinde cüzdanını çaldırdığını fark eden kişinin çaresiz haykırışlarına benzer.
Önce aşağılayan ve umursamaz bakışlar atan kalabalık,sonra da aşırı gürültüye dayanamayan birini,bağırıp çağıranla konuşmaya gönderir.
O da gidip: Biz de çaldırdık cüzdanı,ne var ?
Senin gibi bir yerimizi yırtıp bağırıyor muyuz der.

Böylesi bilimsel bir müdahale için,genelde diplomalı olanlar tercih edilir.Kalabalığın kayıtsızlığına karşısında yavaş yavaş sesi kesilen yaygaracı,gerçeği kabullenir ve çevresini insanlarla doldurur.Buna,büyüme denir.Yetişkin olma.
Tam olarak yetişkin uysallığı.Yapay bir haldir.Tasarlanmıştır.İşlevselliği üzerine hesaplar yapılıp öyle biçimlendirilmiştir.
Peki ya sizler?
Zamanınızı veya paranızı kime -neye -neden – nasıl çaldırdığınızın farkında mısınız?
Farkında mısınız?
Akıp giden hayatınızın,kendinizin farkında mısınız?
Ne kadar farkındasınız?
Hayatınızda hiç yol ayrımına girdiğiniz ya da düştüğünüz oldu mu?
Düşüp de çıkamadığınız.Belki o yolda veya noktada hayatınız yeniden başlayacaktı.
Ortalama insan ömrü 72 sene iken,herkesin acelesi var,hiç kimsenin kendine ayıracak durup bir nefes alacak vakti yok.Dişlerini alelacele fırçalar,dişçiye gitmeyi sevmez,tek keyfim yemek deyip onu da ayak üzeri yer,sevdiklerini yeterince görmez,iş için bütün sevmediklerini görür,sürekli iş-güç çalışır.
Oysa bir sokak kedisi öyle değildir.
Bütün gün yan gelip yatar.
Söyleyin şimdi bana,hangimiz akıllı ırk ?
Mühendislikte anlatılmaz ama yıkılan hayallerin enkazı ağır olur.
Karınca şarkı söyleyemediği için mutsuz olur mu?
Hayır,çalışamazsa mutsuz olur.İnek uçamadığı için mutsuz olur mu?
Hayır,otlayamazsa mutsuz olur.

Bir kuş yüzemediği için ?
Hayır, uçamazsa.
İnsan şimşek çakamadığında,kendinden kat be kat büyük hayvanları yenemediğinde veya mucize yaratamadığında mutsuz olur mu?
OLMAZ!

Çünkü insan bunlar için var değildir.
İnsan duygularını ,saflığını, iyi niyetini ,adaletini, vicdanını,empati duygusunu, sevgisini yitirdiği gün mutsuz olur.
Çocuklar bu erdemlerini yitirmedikleri için hepimizden daha mutlular.
Belki bu yüzden çocukluğumuza dönmek isteriz,özleriz onu hep.
Kendimize bu dönemden çıkınca,veya çocuklarımız bu dönemi atlatınca daha mutlu olacağımızı söyleriz.yeni bir araba alınca,tatile çıkınca,emekli olunca vs.
Liste uzar gider.
Gerçek ise şu andan daha uygun bir zaman olmadığı.
Hayat her zaman mücadele ile dolu olacaktır.En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.
Alfred D. Souza der ki :

“Uzun zamandan beridir hayatın -gerçek hayatın- başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım.Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu.Sonra hayat başlayacaktı. sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.”
Bu görüş açısı gösterir ki mutluluğa giden bir yol yoktur.Mutluluğun kendisi bir yoldur.
Unutmayın,zaman kimse için beklemez.
Ayrıca belirtmek istediğim şeyler daha var.
Lüks bir arabanın,son model bir telefonun,dolaptaki giysilerinizin,yaşam boyu çaba ve kazançlarınızın %70 ‘i gereksizdir.
Fonksiyonel olarak.
Öyleyse mutluluğa giden yol ayrımına bir kez olsun girin.
Bambaşka biri olarak çıkmanız olasıdır.
İşte bu konular ile ilgili olarak seyrettiğim “Yol Ayrımı” filmi beni de çok etkiledi.
Usta sanatçılarımız başta “Şener Şen” oyunculuğunu konuşturmuştu.Sahne geçişleri muazzam idi.
Bu sefer güldürmemişti.Hatta ve hatta belki de yıllar önce oynadığı çıplak vatandaş filmine bile atıf vardı sonlara doğru.
Hastaneye götürülürken ki anı kastediyorum.

Herkes akıllı bir o deliymiş gibi davranılıyordu büyük ustaya.
Yıllar boyunca çocukluğunu yaşayamamış,bir bisiklete dahi binememiş bir insan düşünün.
Gece gündüz sadece çalışmış biri.
Aslında zengin insanlar da bulundukları yere kolay gelmiyorlar çoğu.
Albert Einstein da der ki : Hayat bisiklet sürmek gibidir.Dengede kalmak için sürmeye devam etmek gerekir.
O malum bisiklet mevzusu da filmde o kadar iyi anlatılmış ki.

Çocukluk travmalarımızın önemi o kadar ince işlenmiş ki bu filmde.
Senaryo,karakter analizleri,film geçişleri muazzam.
Filmi izlerken sıkılmıyor ve merak ediyorsunuz.
Düşüncelere dalıyor,verilmek istenen mesajları özümsüyorsunuz.
Ben hayatım boyunca böyle güzel bir Türk filmi izlememiştim.Helal olsun gerçekten.
İktisadi sisteme ve hayata ilişkin eleştirileri yanında duygular,hisler,oyunculuklar bu kadar doğal olamazdı.
Filmde zorlama diyebileceğim hiçbir yer yok.Tutarlı ve mantıklı duruyor.
Kamera açıları,sahneler de gerçekten etkileyici.Film az ve öz diyebileceğimiz tarzda.

Sonu ise tahmini olarak size bırakılmış ve finalde bir ipucu verilmiş.
İzlemenizi şiddetle öneririm.
Ve sizi filmdeki şu şiirle ve görsellerle baş başa bırakmak isterim.

ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

İkincisinde, daha çok hata yapardım.

Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.

Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,

Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.

Temizlik sorun bile olmazdı asla.

Daha çok riske girerdim.

Seyahat ederdim daha fazla.

Daha çok güneş doğuşu izler,

Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.

Görmediğim bir çok yere giderdim.

Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.

Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.

Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.

Farkında mısınız bilmem.

Yaşam budur zaten.

Anlar, sadece anlar.

Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,

Gitmeyen insanlardandım ben.

Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.

Eğer yeniden başlayabilseydim,

İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.

Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.

Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.

Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…

Ölüyorum…

Jorge Luis Borges

Önceki İçerikSusamak
Sonraki İçerikSakura
Okumayı,yazmayı,düşünmeyi seven biriyim.Kişisel gelişime önem vermekteyim. Dokuz Eylül Üniversitesinde mühendislik üzerine öğrenimime devam etmekteyim.Felsefe,psikoloji ve edebiyat her zaman ilgimi çekmiştir.Özellikle sosyoloji gibi toplum bilimleri insanlık için önem arz etmektedir.Temelde insanüstü düşünceyi benimsemekte,bilime ve bilimsel düşünceye önem veren bir karaktere sahibim.Kendime bir şeyler katmak adına uğraşmaktayım.Sanata ve edebiyata çok değer vermekte her konuda okumayı araştırma yapmayı seven biriyim.Bunun yanında yeni yerler gezmek görmek ,kamp yapmak ve kostüm hazırlamak hobilerim arasındadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz