FATİH AKIN…

Altı hayat birbirinin içinde birbirinin seyrinde birbirine hiç değmeden nasıl yaşanır. Öyle bir işlenmiş ki hikaye hayatımızda hep yanlış zamanlarda yanlış yerlerde oluşumuzu hep geç kalışımızı bazen gidemeyişimizi gidince hiç dönmeyecek oluşumuzu çarpmış yüzümüze.

Almanya-İstanbul arası geçen hikayede dönemin ideolojik,toplumsal dikiş tutmayan tüm yaraları göstergeler ve diyaloglarla öyle başarılı anlatılıyor ki Fatih Akın’a bir kez daha hayran kalıyorum. Nurgül Yeşilçay nam-ı değer Ayten Öztürk’ün ideoloji kavgası Alman sevgilisiyle olan lezbiyen ilişkisi aynı zamanda annesini arayan çocuk yanıyla üç kadın oluveriyor gözümde. Nursel Köse yani Ayten’in annesi çocuğu okusun diye Almanya da seks işçiliği yapan ama ayakkabıcıda çalışıyorum diyen bir anne. Müslüman bir Türk olduğu öğrenilince sürülen bir kadın. Kendini,tabiri caizse malı gibi kullanacak olan Ali’nin yaşamının kıyısında bulur. Ali Aksu yani; Tuncel Kurtiz… Burada Tuncel ağabey önünde ceket iliklenecek performansıyla çıkıyor karşımıza belirtmeden geçemem. Hikayeye dönecek olursak Ali’nin oğlu Nejat iyi yetiştirilmiş bir beyefendi,bir profesör, babasıyla yaşayan iç dünyası karmaşık bir adam ve olaylar onun eksenin de yaşanıyor.Film de şahane bir detay yer alıyor;filmin yayınlandığı tarihten iki yıl önce aramızdan ayrılan Kazım Koyuncu’ya selam ediliyor insanın yüzün de buruk bir gülümseme aklında binlerce soru ve his şöleniyle filmi bitiriyoruz.

Hikayenin ana hatları yukarıda anlattığım gibi. Benim için anlamı ve önemi büyük olan bu film bana yaşamın kıyısında,kıyıda köşede kalmış çarpıp geçmiş mutlulukları acıları ölümleri hissettiriyor. Hepimiz bir kıyıda yaşamımızın dalgalarını seyrediyoruz. Manzaranızın hep güneşli olması dileğiyle…

-SİNEMA İLE KALIN EFENDİLER…

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz