Ne kadar kısa olursa olsun bu hayat,içinde saklı olan anılar kayda değer olmalıdır.Herkes için yaşamak ağır ve yorucu bir yük gibi gelse de kimileri akıp giden zamanın içinde nehirde yıkanır gibi sürüklenip giderler.Sürüklenip yitip gitmek bir çözümdür.Ve o nehrin sürüklediği tortular gibi insan beyni de ne kadar kötü veya ne kadar iyi olursa olsun zaman tortularını nehrin akışında yitirip kendini formatlamaya programlanmıştır.Yani isteseniz de istemeseniz de herşeyi o kadar çabuk unutursunuz ki.
Çok az şey kayıtlı kalır hafızanızda.Peki ya bilinç altınız?Bilinciniz olayları ve durumları kavrayıp yorumlamınızı,temel yaşama işlevlerini sürdürüp sizi hayatta ve uyanık tutmaya yarayan bir fabrikadır.İçinde az sayıda işçi vardır.Çünkü sistem otomasyona dayalı kendinden kontrollü bir şekilde sorunsuzca devam etmeye çalışır.Bilinçaltınız ise var olan herşeyi kıyıdan köşeden toplar ve kaydeder.Unutmaz öyle kolay kolay.Biri gelip olaylara ve etkilerine,duygu durumlarınıza ışık tutmadıkça açığa çıkmazlar.Zihin kapalı bir kutu gibi, bilinçaltı ise onun tröstü sayılabilir.Çok sayıda makine ve işçi verilen talimatlara göre ürün tedarik edip üretim işlemine koyulur ve ürünleri depoda bekletir.Oysa bizler bilinçaltının etkisini nedense küçümseriz.
Günübirlik yaşamaya alıştık,birşeyler hep yaşanıyor,gözlemleniyor,kaydediliyor,açığa çıkıyor,yayılıyor,tartışılıyor,değerlendiriliyor,kullanılıyor ve sonra aynen mendil parçası gibi atılıyor.Sevdiklerinizin yitmesi,yalnızlığınız,kazalar,başarılar,aşklar,çabalar,semboller,ifadeler,duygu durumları,hepsi birer emoji gibi atılıyor ve sonra dönüp bakılmıyor bile.Aslında bu olaylar insanoğlu var olduğundan beri hep vardı.Birtakım olaylar ve gerçekler basit veya karmaşık biçimde sürekli var oldu.Ancak insanlar ve toplum bunları zamanın gerçeklerine ve değer yargılarını göre zihninin bir köşesine yerleştirdi.Kimileri kanun oldu,kimileri tabu,kimileri ahlak ve görgü oldu kimileri ise norm oldu.
Aslında biz herşeyi kavramaya ve öğrenmeye yönelik çalışan basit birer makineleriz.Yapay zeka da aynı bu şekilde kavrayıp öğrenebilen belli kodları ve görevleri işleten birer programdır.Bedenimiz ise bu programın sadece bir arayüzü sayılabilir.Yani boyut gibi kavramlar da tamamen sizin algınıza yönelik gerçekliklerdir.Şu an biz 2 ve 3. boyutu deneyimleyebiliyoruz ancak 4.boyut hatta evrende 10 civarında boyut olduğu söylenmektedir.Enerji,titreşim ve frekans aslında herşeydir.Siz düşündüğünüz zaman beyniniz birtakım dalgalar yayar zayıf bir akım da üretir.Eğer tüm anılarımızı toplayıp bir yere koyabilsek ve onlara erişebilseydik bir nevi zamanda yolculuk başlangıcına erişebilirdik.Ancak şu an elde ettiğimiz sistemler ve algımız evrenin birer boyutu olan zamanda akacak ve var olan gerçekleri somut değişmez algılara göre değerlendirecek vaziyette değil.Yani biz o şekilde o algıda gelişmedik.Hammurabi kanunları gibi kısasa kısas bir kanun hükmü isteseniz şu an insan haklarına aykırı derler.Ancak toplumun yüz karası olan ve ağır suç işleyen bir kaç insanın da ölmesini içten içe ister bu toplum.Neyin neye ve kime göre doğru ve yanlış olduğu çok tartışmalıdır bu konuda.
Garip birer ütopyada yaşıyoruz,hem anı yaşamak istiyoruz hem de anı unutuyoruz.Hem konuşmak istiyoruz hem içimizi susturuyoruz.Hem rüzgar gibi esmeye çalışıyoruz hem de su gibi akıp gitmeye.Oysa metin olmak da vardı bir taş gibi soğuk ve katı.Oysa biz en kararsız ve düzensiz şekilde küçük,kısa ve acınası hayatımızda birşeyler yapmaya,geçinip gitmeye,mutlu olmaya,etki edip tepki beklemeye,üretmeye hatta var olmaya çalışıyoruz.
Tüm sanat dalları da böyle oluşmadı mı.Avcı ve toplayıcı gür sesli adam mağaraya resimlerini neden çizdi?Atalarımız yaşadıklarını neden taşlara yazıt olarak dikti? Bilgisayar ve matematik neden ve nasıl gelişti? Merak duygusu ve ilerleme çabası,var olma çabası nasıl kendini somut ve soyut kavramlara aktardı?İçinde yaşadığınız dünyayı ve gerçekliğini bana nesnel biçimde kanıtlayabilir misiniz?Peki ya sizden önceki tarih olmadan bana var olduğunuzu kabul ettirebilir misiniz?En basitinden içinde yaşamaya çalıştığımız şu küçük gezegende tüm yaşanmışlıklar ve yaşanacaklar bile evrende küçük bir toz tanesinin içinde saklı bulunmuş olsaydı?
Aslında ne kadar önemliyiz ve bir o kadar da önemsiziz şu dünyada.Kemiklerimiz mineralden etimiz bitkiden hayvandan,onlarsa topraktan.Toprak bu gezegenden ve bu gezegen milyarlarca yıl öncesinde.Ve milyarlarca yıl öncesinde o küçük bir toz tanesi ile patlayıp genişledi.
Dedim ya,bizler.Faniler… Yani ölümlü küçük insancıklar ,yarattığımız küçük ütopyalarda mutlu olup var olmaya çalışan bilinçli birer örgü yumakları.Günübirlik yaşarız.Dün bu oldu yarın şu olacak.Dünden önceki gün şu olmuştu unuttuk.Ne kadar önemliydi bilinmez.Yapacak daha çok işimiz vardır.Yarından sonrasını da düşünmeliyiz.Aynen böyle deriz ve böyle plan yaparız.Oysa ben size ne dedim,hayat bu.O nehirde sürüklenip gidersiniz.Değişmeyen tek şey değişimdir.Ne sulardan geçtiniz kimbilir.İşte siz daha dünü ve dünden öncekini unutup yarın ve sonrası için plan yaparken başınızdan gelip geçenlere de hayat denir.

Önceki İçerikİZMİR ELVEDA
Sonraki İçerikGece
Okumayı,yazmayı,düşünmeyi seven biriyim.Kişisel gelişime önem vermekteyim. Dokuz Eylül Üniversitesinde mühendislik üzerine öğrenimime devam etmekteyim.Felsefe,psikoloji ve edebiyat her zaman ilgimi çekmiştir.Özellikle sosyoloji gibi toplum bilimleri insanlık için önem arz etmektedir.Temelde insanüstü düşünceyi benimsemekte,bilime ve bilimsel düşünceye önem veren bir karaktere sahibim.Kendime bir şeyler katmak adına uğraşmaktayım.Sanata ve edebiyata çok değer vermekte her konuda okumayı araştırma yapmayı seven biriyim.Bunun yanında yeni yerler gezmek görmek ,kamp yapmak ve kostüm hazırlamak hobilerim arasındadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz