Umut ekiyorum sayenin geçtiği her yere

Hasat zamanını bilmeden

Yorulmadan gözlerimi sere serpe seriyorum

Tenimden akan dağ sularını veriyorum toprağa

Nefes nefese kaldığım anlarda yığılıyorum

Üstüme tabutlar düşüyor

Ağıtlar yakılıyor tozlu bir yolda

Boğuluyor bütün tabutlar

Boğuluyor ağıt yakanların sesleri

Çaputlar bağlayanlar görüyorum

Ara kalmış neresi varsa yüreğimin

Güneş sızdıran yerlerinde

Bir gece vakti silkinip kalkıyorum

Üstümde bütün toprak dağları

Bütün çaputların ağırlığını atıp kalkıyorum

Ceplerime doluyor toprağın ve çaputların parçaları

Avuçlarımı soğuktan koruyamıyorum

Avuçlarım şimdi kışı sobasız geçiren evlerin acizliği içinde

Yürüyorum karanlığın içinde

Ayaklarımın kan tarlasında sürüklendiğini hissediyorum

Başımı eğsem içim tutmaz

Bakmasam içimde ki son ağacı kesecek bu acı

Gözlerimde biriken mavinin tuzunu döküyorum

Adımlarımın benden yüzyıllar öncesi vuslatına

Savuruyorum kendimi kaybedilmiş kentlerin sessizliğine

Dua eden avuçlarımı açıyorum

Bir kuşun kanadının saflığında

Kopartılan bütün düğmelere nefesimi ilikliyorum

Şarkı söyleyen kadınların sürmelerinden geçip gidiyorum

Binlerce erken doğmuş çocuğun

Ölümünü saklayan sürmelerden

Her feryatta doğuyor

Her feryatta ölüyorum geçerken

Sayısını tutmaz hiç bir kitap bu ölümlerin

Bir ben bilirim bir sürmeli kadınlar bilir

Savrulup duruyorum

Yolcu değilim

Evimi yurdumu arıyorum

Savaşta yok olan sürgünde yok olan

Kadifenin tonunu tenine yakıştırmış

Sevdiğimi arıyorum bütün sokaklarda

Gönlüm düşüyor sokakların acınası öykülerinde

Bacaklarım yok oluyor

ellerim yok oluyor

Ey sahibi nefesimin

Eksik bir beden güçsüz ve aciz

Bulunmuyor yüzünün bir gelincik çiçeği ürkekliği

Eksiltildim ve dağıldım

Beni yeniden topla

Eteğinin uçlarında

Saçlarının güneşinde

Nefesinin şehvetli tonunda

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz