Hayat size nasıl başlamanız gerektiğini öğretmez, nasıl vazgeçmeniz gerektiğini yaşatır. Bilim insanları öğrenmenin en iyi yolunun yaparak yaşayarak olduğunu söylerken hayatı gözlemlemiş olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Fakat bu haklılık insanlar için acı tecrübelerin yeni başlangıçlara nasıl evrileceğini asla açıklamıyor.

Hayat, sormadan, düşünmeden, beklemeden ne yaşatacaksa yaşatır. Son noktasında herkes kendi solo performansına başlar. Sona kiminle geldiğinizin, yolda kimleri kırdığınızın ya da kimler tarafından kırıldığınızın, size destek olanlarla yolunuza taş koyanların hiçbir anlamı kalmaz çünkü bütün sınavınız kendinizledir. Ayağa kalmak ve adım atmak için var olan bütün gücü kendinizde bulmak zorundasınız. Eğer birilerinin ipleriyle ayağa kalkarsanız, iplerin ne zaman kesileceğini bilemezsiniz. Yolun ortasında, yükler birikmiş şekilde kalabilirsiniz. Yüzme bilmeden okyanusa dalmak kimimiz için büyük bir cesaret olabilir fakat özünde aptal cesaretinden ibarettir ve kendinizi şansın alaycı kollarına bırakmaktan başka bir anlam içermez.

Sonlar ile başlangıçlar arasındaki araf, ne kadar uzun olursa olsun doğum ve ölüm kadar doğal ve nefes almak kadar gereklidir. Ciğerleriniz acı çekebilir, başınız sürekli ağrıyabilir, uykularınız kaçabilir ve hatta hayatınız da yavaşlayabilir. Fakat bir düşünün, henüz emekleyememiş bir bebeği yürümesi için zorlamak, yürümesini sağlar mı? Hayat, yalnızca zamanlaması iyi olan katılımcılara olgun meyveler veren huysuz bir ağaçtır. Erken davrandığınızda ağzınızda kekremsi bir tat bırakır ve eğer geç kalırsanız kendisine bile faydası olmayan bir meyveniz olur. Yani araftaki korunaklı bölge kimimiz için vazgeçilmez hale gelebilir. Hiç adım atmamak, bir sona gitmediğiniz anlamına gelir ve başlamamak kimi zaman bir kaçış olup çıkar. Halbuki hapsolduğunuz şeyin trajik bir son olduğunu göremeyecek kadar korkmuş durumdasınızdır.

Hayatın bizi hırpalayarak getirdiği sonlar, umutla adım attığımız bir başlangıcın ürünüdür ve yine umutla adım atacağımız başlangıçlara gebedir. Bu kısır döngüyle başa çıkmak belki de insanların kendileriyle olan en büyük savaşıdır. Bu savaşın sonunda bazen kendimizi sıfırlamamız gerekebilir. Çünkü geçmiş, taşınamayacak kadar ağır bir yük olarak peşimize takılmış olabilir. o zaman diyorum ki “ben bana el olur, vasıfsızca yeniden doğarım ve bütün vasıflarımı yeniden kendim harmanlarım.”

Ne zaman ciğerleriniz acımıyor, başınız ağrımıyor ve uykularınız kaçmıyorsa doğru zamana gelmişsinizdir. Hadi, vasıfsızca doğalım ve her kim olmak istiyorsak o olarak başlayalım. Sonlar ait olduğu yerde uyurken biz yeni bir güne uyanalım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz