Hayatımın en yorgun dönemindeyim. Gözlerim dünyaya eskisi gibi bakmıyor. Zaten sözlerim de sancılı. O gün aynaya baktım gözlerim aşağıda ve dirilmeye baygın bir şekilde bakıyor. Bir pişmanlığın bende bu kadar yıkıcı etki bırakması. Karakterimden ilk defa ödün vermem. Ve üzülmemesi gereken bir kadını; bu sebepten ötürü üzmem. Hangisinden bahsetsem? Ya da hangisini düşünürken ölümü beklesem? Hadi Cahit Sıktı’dan umut alsam diyorum, bu sefer yaşım daha otuzbeş olmadı. Can Yücel’den beslensem; o kadar sitemkar, Cemal Süreya’dan düzelmeyi dilesem; o kadar sabırlı olmadığımı biliyorum. Her sabah baş ağrısıyla uyanıyorum. Eskiden gece 3’leri pek görmezken bilincim, şimdi gece 3’lere sırtını yaslamak için bilinçdışı hareket ediyor. Hasta olduğumu hissediyorum. Yollarımın kaldırımlarında artık o kadını, o umudu, o 24 Eylül’ü göremiyorum, bana görünmek istemiyorlar. Bana artık eşlik eden şey; kaldırım kenarlarında öfke çiçekleri, istasyonlarda nefret biletleri.. Yağmurlu havalarda sanki gökyüzü tükürüyor bana. Başım dik yürüyemiyorum. Güneş bana vicdanla bakmıyor. O parıltılar ilk defa soğukları işliyor bedenime. Dinleyesim, dinlenesim yok ama dibe inesim var gibi. Halimi merak ediyorum. Ruhumun içindeki o mutlu ahaliyi göremiyorum. Kendi cinayetimin failiyim. Kaybolmuş gibiyim. Hapsolmuşken o kadına, şimdiyse mahvolmuşum sözlerinde. Sonumu da merak ediyorum. Ya o kadının kollarında; gülümseye hazırlık. Ya da hummalar içinde yatan koca bir yalnızlık.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz