“Oysa başka çağlar da vardı; başka kötülükler de, iyilikler de.” demiş Nietzsche . Bizden önce de “aşk”, hayatları değiştiriyordu. Yalnızlık vardı. Bizden önce de ölüyordu insanlar. Şimdi üzüldüğümüz hatta uğruna gözyaşı döktüğümüz her şey buradan çok daha uzak yerlerde, başka bir iklimde öyle değersiz ki… Ya da bir uçakta hiç dönmemek üzere giderken…

“Bir Hayaletin Hikayesi” diye bir film izlemiştim. Ölen adam, öldüğü eve bir hayalet olarak gelmiş ve zaman artık önemini kaybetmişti. Hayaletimiz, evinin oldu yerde taa eski çağlardan, geleceğin en teknolojik günlerine kadar neler yaşandığını, bütün acıları görmüştü. Her yüzyılda bir acılar önemini azar azar kaybediyor, yenileri geliyordu…

En aciz hissettiğimiz anda biz de bir hayalet oluversek mesela. Kimsenin olmadığı bir deniz kenarında öylece dalgaları seyretsek, seslerini dinlesek. Hatta bir hayaletken bile rüzgarı hissetsek… Orada sonsuzluğa sahip olsak bile zaman harcar mıydık üzülmeye? Acıların kaybolması için ölümü beklemeye gerek yok. Kendi zihnimizde, kendi dünyamızın hayaleti olduğumuzda asıl mutluluğa, asıl boşvermişliğe ulaşacağız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz