Kıyıları kumsal, iç kesimleri uzun uzun ağaçlarla donatılmış; okyanusa terk edilmiş, güneşli, sıcak  bir ada…

Diğerlerinden pek de farklı olmayan bir gün, dünyayı değiştirmek isteyen garip bir adamın yolu bu adaya düşmüş.

Sıcak kumun yaktığı çıplak ayaklarını, arada bir çarpan dalgalar ferahlatıyor ama susuzluğuna hiç çare bulunmuyormuş.

Adada yaşadığını tahmin ettiği on yirmi kadar insan hiç ortalarda görünmüyormuş. “Neden bu adadaki güzelliklerden kendilerini mahrum bırakıyorlar?” diye düşünmüş adam.

Biraz ilerleyince, kumların üzerinde bağdaş kurup,  yarım ay şeklinde okyanusa bakar oturmuş bir aile görmüş. Yüzünde hafif bir gülümsemeyle:

-Okyanus ne güzel, değil mi?

Aile, ne yüzlerindeki gerginliği bozmuş ne de sessizliğini. Yalnız bir süre sonra ailenin babası, adama hiç dönmeden “Değil!” demiş. “Bu koca adada başımızı sokacak bir evimiz bile yok.” diye de eklemiş. Ailenin gözleri dolmuş. Bizim garip adamımız da “Koca bir adaya sahipsiniz fakat küçük bir eviniz yok diye üzülüyorsunuz.” diye söylenerek onların yanından uzaklaşmaya başlamış. Ailenin babası adamın arkasından bağırmış:

-Peki sen… sen neden buradasın garip adam?

-Ben dünyayı değiştirmek istiyorum!

İlk kez, o garip adama dönüp bakmış aile babası. Yandan bir gülüşle “Ben de isterdim!” diye bağırmış, yanlarından uzaklaşan garip adamın duyup duymayacağını önemsemeden. Sonra yine okyanusa dalmış gözleri.

O evsiz aileyi görmeyecek kadar uzaklaşan garip adam, kumsalın ormana bağlandığı yerde yığılmış bir çalı topluluğunda, bir iki hareket fark etmiş. Hızla koşup da çalıları kaldırdığında, orada yatan yalnız bir adam olduğunu görmüş.

Yorgan gibi örttüğü yeşil çalılar kaldırılınca, bu yalnız adam ayağa kalkıp bizim garip adamımıza bağırmaya ve hakaretler etmeye başlamış. Rahatı bozulduğu için çok kızmış. Yıllardır hiç huzur bulmamış gibi hep sinirliymiş. Bizim garip adam, konuşmaya fırsat bulduğu ilk anda:

-Neden burada yatıyorsun, demiş.

Garip adamımızın bu sakin ses tonu karşısında afallayan yalnız adam:

-Burası benim evim!

-Ama burada seni kimse göremez.

Bu sözün üzerine, belki de uzun zamandan beri ilk kez gülmüş yalnız adam. Hiç düşünmeden:

-Daha iyi ya, burada ben de kimseyi göremem.

Bizim garip adamımız da “İnsanlardan nefret ediyorsun. Her insan sana zarar verecek kadar kötü olsa bu güzel ada ile ödüllendirilirler miydi? Her insandan kaçacak kadar korkak olacağına, birkaç kötü insanla baş edecek kadar güçlü olsana!” diye çıkışmış ve uzaklaşmaya başlamış. Bu sözler karşısında kaşlarını çatan yalnız adam:

-Sen daha hiçbir şey bilmiyorsun! Hiçbir şey görmemişsin çocuk,  diye bağırmış. Bir süre donup seyretmiş uzaklaşan garip adamı. Sonra üzerine çalıları örtüp, yine yatmış kendi yerine.

Ormanın serin havasından uzaklaşıp, yeniden sıcak kumlarda çıplak ayaklarını sürümeye başlamış garip adam. Bazen sağına dönüp okyanusun, bazen de soluna dönüp adanın güzelliğine hayranlıkla bakıyormuş. Böyle bir adada olmak ona inanılmaz bir mutluluk veriyormuş. Ama sahiden, ada insanlar olmadan daha mı güzelmiş acaba? İnsanlar bunu bildiklerinden mi gizlenmişler böyle?

Az ilerde, kumsalın ortasında küçük bir mağara görmüş. Mağarada iki arkadaş oturuyordu. Birinin yeşil gözleri okyanusun ufkunda, diğeri de elinde bir işle uğraşıyormuş. Onların yanına gidip, kibarca:

-Ben dünyayı değiştirmek  istiyorum, demiş ve gülümsemiş.

İki arkadaş kahkahalar atmamış buna karşı, şaşırmamışlar da. Elinde işiyle uğraşan:

-Neden, demiş.

Kendinden emin bir şekilde:

-Çünkü çok eskidi, demiş garip adam.

Diğer arkadaş, yeşil gözlerini okyanusun ufkundan garip adama çevirip:

-Nasıl, demiş.

-Kimine şikayetçiliği, kimine korkuyu, kimine de başka bir şeyi unutturarak!

O iki arkadaş birbirine bakıp gülümserken, oradan da uzaklaşmış garip adam. “Dünyada iyi insanlar da var.” diye düşünmüş. “Var işte!”

Uzunca bir yürüyüşten sonra daha önce rastlamadığı kadar büyük bir mağara görmüş. Etrafı kütüklerle, koca yapraklarla süslenmiş; devasa, gösterişli bir mağara…

Bu koca mağaradaki iki üç aile birbirinden nefret eder gibi oturuyorlarmış. Ama kendilerine yaklaşan garip adamı görünce gülüşüp, eğlenir gibi davranmışlar. Önlerindeki ziyafete şaşıran garip adam:

-Böyle güzel yemekleri bu adada nasıl buldunuz, demiş şaşkınlıkla.

Mağaradaki kadınlar, garip adamla konuşmaya tenezzül etmemiş. Oradaki en  şişman adam da, kızar gibi bir ses tonuyla:

-Bu ada, bu okyanuslar benim! Benim ailemin… Ne bu adadaki ne de bu okyanustaki hiçbir insan benden habersiz bir şey yapamaz. Farkında olmayanlar bile benim hizmetçim. Onları kıtlık olacağına inandırırsam çok çalışırlar; bolluk olacağına inandırırsam hiç çalışmaz, her şeylerini bana bırakırlar. Mağaramdaki kadınlardan birine, bir karga hediye edecek olursam; adadaki her kadın kendine karga avlamaya koyulur. Ben hangi kadını kendime eş seçersem, bütün erkekler de ona benzeyen kadınlarla eş olur. Eğer bu insanları yağmurun yağacağına inandırırsam hepsi evlerine kapanır; tüm bu kumsal, bu orman, bu okyanus… hatta bu gökyüzü bile bana kalır!

-Ya insanlardan biri senden sıkılırsa, diye sormuş garip adam.

-İşte o zaman, o isyancının ne ölüsünü ne de dirisini hiç kimse bulamaz. Diğer insanları öyle şeylerle meşgul ederim ki, bu kaybolan isyancıyı yıllarca fark edemezler.

İrkilmiş, garip adam. Korkuyla oradan uzaklaşmaya başlamış. Bu şişman, tehlikeli adam bağırmış arkasından:

-Ya sen garip adam, sen neden buradasın?

Garip adam mağrur gözlerle bakmış arkasına. Çünkü o şişman adam, kendisinin dünyayı değiştirmek istediğini biliyormuş, anlamış.

-Hiç, demiş sadece.

 

O koca mağaradan da uzaklaşınca adanın etrafını tamamen döndüğünü fark etmiş. Tüm kumsalı dolaşınca, son bir umutla “Belki benim şansım, ormandaki kulübededir.” diye düşünmüş. Adanın içlerine ilerleyip ormana  girmiş, ormandaki tek kulübeyi bulmuş.

Buradaki ailenin yaşadığı yer de, yedikleri de,  giydikleri de çok farklıymış. Adeta gurur duyuyorlarmış bu farklılıktan.

-Dünyayı değiştirmeye geldim, demiş garip adam.

Herkes tek tek “Çok sıradan!”, “Saçma!”, “Gereksiz!”, “Bu dünya değişimi hak etmiyor.” diye söylenmeye başlamış. Orada ailenin başı olan kadın, kendinden emin bir şekilde:

-Fakat bu hiç “farklı” değil. Dünyayı değiştirmek isteyen çok kişi oldu.

-Her zaman farklı olan şey mi iyidir?

-Her zaman farklı olan şey hatırlanır, diye yanıtlamış kadın.

Garip adam tam yanlarından gidecekken, dönmüş ve:

-O şişman adam sizin farklı olmanıza nasıl izin veriyor, diye sormuş.

Herkes böbürlenir gibi oturmuş bu soruya karşı. Ailenin başı olan kadın:

-O bize karışamaz. Biz onun dünyasına ait değiliz.

Alay eder gibi, yarım bir tebessüm belirmiş garip adamın yüzünde. “Bence… bence o şişman adam, adadaki herkesi özgür olduğuna inandırmak için sizi kullanıyor. Onun izin verdiği kadar farklısınız ve sizin bu farklılığınız, diğerlerine de şişman adamın kimseye karışmadığını düşündürüyor. O adamın yayı zekası; sizlerse birer oksunuz!” derken aniden sözü kesilmiş adamın. Çünkü sahilden kendine doğru koşan birisi varmış. Bu koşan kişi, o küçük mağaradaki elinde bir işle uğraşan adammış.

Garip adama yaklaştıkça bağırmaya başlamış “Değiştirdin! Dünyayı değiştirdin!”.  Ve kolundan tutup garip adamı, hızla kumsala getirmiş. Onlarla beraber, gördüğü her aile de oraya gelmiş. Çalıların arasında yatan yalnız adam hariç…

Yeşil gözleri okyanusun ufkuna dalan arkadaş vardı ya, açmış kollarını, seyrettiği ufka doğru koşuyormuş. O koştukça ellerine, yüzüne, göğsüne su damlaları sıçrıyor; suyun gitgide derinleşmesi hızını kesmiyormuş. Sevinç naraları ve kesik kesik çığlıklar atıyormuş ufka koşarken. Kolları hala açık, yüzünü Güneş’e kaldırıp; sanki zevkten, mutluluktan ölecek gibi oluyormuş. Sanki kaybettiği bir şeyi yeniden bulmuş gibi bir “galibiyet”miş bu.

 

Herkes ona deliymiş gibi bakıyormuş. Ama garip adam yerinde duramıyor, onun da gözlerine mutluluktan yaşlar doluyormuş. Koşanın arkadaşı, garip adama dönüp “Her insan bir dünyadır garip adam! Bak, sen o dünyayı değiştirdin bile.” demiş ufka koşan arkadaşını işaret ederek.

Şişman adam, ufka koşan, yeşil gözlü isyancısının kafasına öyle bir taş atmış ki; koşan adam suların altında kalmış, artık görülmez olmuş. Herkes usulca kendi evine gitmeye başlamış. Evi olmayan ailedekiler “Onun suçu! İsyan etmeseydi. Böyle olur işte. Çok iyi oldu. Biz isyan etmiyoruz!” diye söylenmişler uzaklaşırken.

Tüm bu olanlara karşı ilgisiz sanmışlar çalıda yatan yalnız adamı. Oysa o aralamış çalılarını, ilk kez bakmış neler olup bittiğine. Gizli gizli, çekinerek… Hatta ufka kavuşacak sanmış koşan adamı. Ama biliyormuş şişman adamın ne yapacağını. Her şey bittikten sonra daha sıkı kapamış çalılarını. Daha çok gizlenmiş altına.

Herkes dağılmış ama garip adam kıpırdamamış olduğu yerden. Günlerce, aylarca bakmış ufka. Baktıkça anlamış yeşil gözlü adamın o ufukta neler gördüğünü.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz